çünkü yazmazsam olmaz. üstelik fena hastayım, öksürürken ciğerlerim elime gelecek sanıyorum. allah biliyor ya çoook nazlanıyorum. çekilir dert değilim. babam, yazık koşturup duruyor. ya da yazık değil, işi ne! :) isteklerini söyleyebilen çocuklardan olmadım, hani şu tek göz devirmesi, dudak bükmesiyle dünya ayağına getirilen, o prensesgillerden olmadım işte. hiç şımartılmadım ve şımarmadım. ama hakkımı şimdi kullanıyorum galiba. kendimi geriye doğru tamamlıyorum. ne güzel... bin şükür!
hastanelerde geçen çocukluğum boyunca (hep, hep aynı dert: bademcik), üstüme abanan soğuk su kompresleri, zaten ateş gibi yanarken tir tir titreyen tenime değen o soğuk ıslak havlular, sanki köz bastırıyorlarmış gibi canımın yanması, taşrada olmamızdan mütevellit suda kaynatılıp kullanılan abartısı zelimden uzun demir iğneler, antibiyotikler, penisilinler, acilde yorgunluktan canı çıkmış suratsız doktorlar, babamın endişeli yüzü, kocaman eliyle elimi tutması, o tuhaf ilaç kokusu, 42'yi bile gören ateşimle doktorun bir seferinde çığlık atması ve her seferinde nerdeyse havale geçirmem, o haldeyken niyeyse gülümsemem ve tuhaf esprilerle babamı güldürmeye çalışmam, onun hiç gülmemesi, doktoru beklemesi, ama benimle az da olsa konuşmaya çalışması, teselli etmesi, aklının başka yerde olduğunu bilmem, sorumluluk duygusunun ona ağır geldiğini, ne yapacağını bilmeden çaresiz kaldığını hissetmem, annemin bazen bizimle gelmesi bazen evde beklemesi, yani hastalanmamın bir süre sonra vaka-ı adiyeden olması, hastanede hiç ağlamamam o koca iğneler vurulurken , o korkunç ışıklı florasanlar gözümü kamaştırıp başımı ağıtırken bile...
hastanelerde geçen çocukluğum boyunca (hep, hep aynı dert: bademcik), üstüme abanan soğuk su kompresleri, zaten ateş gibi yanarken tir tir titreyen tenime değen o soğuk ıslak havlular, sanki köz bastırıyorlarmış gibi canımın yanması, taşrada olmamızdan mütevellit suda kaynatılıp kullanılan abartısı zelimden uzun demir iğneler, antibiyotikler, penisilinler, acilde yorgunluktan canı çıkmış suratsız doktorlar, babamın endişeli yüzü, kocaman eliyle elimi tutması, o tuhaf ilaç kokusu, 42'yi bile gören ateşimle doktorun bir seferinde çığlık atması ve her seferinde nerdeyse havale geçirmem, o haldeyken niyeyse gülümsemem ve tuhaf esprilerle babamı güldürmeye çalışmam, onun hiç gülmemesi, doktoru beklemesi, ama benimle az da olsa konuşmaya çalışması, teselli etmesi, aklının başka yerde olduğunu bilmem, sorumluluk duygusunun ona ağır geldiğini, ne yapacağını bilmeden çaresiz kaldığını hissetmem, annemin bazen bizimle gelmesi bazen evde beklemesi, yani hastalanmamın bir süre sonra vaka-ı adiyeden olması, hastanede hiç ağlamamam o koca iğneler vurulurken , o korkunç ışıklı florasanlar gözümü kamaştırıp başımı ağıtırken bile...
sonra eve döndüğümüzde, eğer geceyse ertesi gün: babamın bana illa ve mutlaka haşlama yapması, ve yemem için zorlaması. tabağımı bitirmeliyim, yemezsem iyileşemem! hasta olunca hiiç iştahımın olmaması ama yakışıklı babamın diğer tüm yemekler gibi (belki onlardan biraz fazla) haşlamayı şahane pişirmesi, çok zor yesem de tadına bayılmam. ve sonraki saat günler, ilaç ve yemek senasları haricinde odamda, yatağımda tek başıma yatarak iyileşmeyi bekmelemem. tek başıma. çocuk. yatak. oda.
haşlama isteyeceğim yarın babamdan. pişirsin, işi ne! :) ciğerlerim elime gelecek sanıyorum şaka değil, öyle kuvvetli öksürüyorum ve öyle ağrıyor göğsüm... yarın daha çok nazlanıcam hem, bakalım ne kadar tutarsa :) annem yaptığı yağlı boya tabloyu düzeltmekle meşgul, arada mandalina yememi salık veriyor, ve kendime dikkat etmediğimden hasta olduğumu söyleyip duruyor. ama biliyorum ki üzülüyor aslında. üzülmesin iyileşicem, çok iyi olucam.
kitap okuyamadım pek bugün ama şiiri etmedim ihmal. didem madak en çok, yine bu akşam ve yine beni yakalayan, şiir yazabilen biri olsaydım şu an işte bunu yazardım dediğim satırlar... eklemem için nasıl fotoğraf eklenir onu keşfetmem gerekecek. bir sn... buldum heheh! :)
üzgünüm bir zamandır. onun tezahürü müdür seçtiğim şiirler, yoksa sürekli şiir okumak mı üzmekte beni bilmemekteyim. bilebildiğim: bir süre önce kalbimin yerini hatırladığım ve onun sürekli bana 'ben burdayım' dediği... kolay değil zor elbet, acı çekmek, üzülmek... ama kalbimi unutarak geçirdiğim zaman çok daha trajik bana sorulsa, bitkisel hayat adeta. yani, razıyım kendimden...(en azından şimdilik)tek; öyle büyüdü, öyle ki bazen kirpiklerime tutunarak gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa, endişem odur ki: kalbim komik kaçacak! didem madak demiş:
haşlama isteyeceğim yarın babamdan. pişirsin, işi ne! :) ciğerlerim elime gelecek sanıyorum şaka değil, öyle kuvvetli öksürüyorum ve öyle ağrıyor göğsüm... yarın daha çok nazlanıcam hem, bakalım ne kadar tutarsa :) annem yaptığı yağlı boya tabloyu düzeltmekle meşgul, arada mandalina yememi salık veriyor, ve kendime dikkat etmediğimden hasta olduğumu söyleyip duruyor. ama biliyorum ki üzülüyor aslında. üzülmesin iyileşicem, çok iyi olucam.
kitap okuyamadım pek bugün ama şiiri etmedim ihmal. didem madak en çok, yine bu akşam ve yine beni yakalayan, şiir yazabilen biri olsaydım şu an işte bunu yazardım dediğim satırlar... eklemem için nasıl fotoğraf eklenir onu keşfetmem gerekecek. bir sn... buldum heheh! :)
üzgünüm bir zamandır. onun tezahürü müdür seçtiğim şiirler, yoksa sürekli şiir okumak mı üzmekte beni bilmemekteyim. bilebildiğim: bir süre önce kalbimin yerini hatırladığım ve onun sürekli bana 'ben burdayım' dediği... kolay değil zor elbet, acı çekmek, üzülmek... ama kalbimi unutarak geçirdiğim zaman çok daha trajik bana sorulsa, bitkisel hayat adeta. yani, razıyım kendimden...(en azından şimdilik)tek; öyle büyüdü, öyle ki bazen kirpiklerime tutunarak gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa, endişem odur ki: kalbim komik kaçacak! didem madak demiş:
bu, blogdaki ilk yazım olduğu için tekrar okumayacağım ve düzeltme yapmayacağım. varsın olduğu gibi kusurlarıyla kalsın. ha bir de hep hastalandığım, çocukluğumun geçtiği o şehirde çok yalnızdık biz, o da kayıtlarda eksik olmasın.
Hastaneler de büyüdük hep desene, astım krizleri ve hastane kokusu içinde her hafta yediğim aşılarla geçen bir çocukluk ergenlik :(
YanıtlaSilHer şeye rağmen, güzel insanlarca büyütüldük,güzel insanlar olduk :)
Ne sansliyim ki cocuklulugum onemli bir bolumunde sizin gibi guzel insanlar var olmus
YanıtlaSil