Soma. Bir kelimenin, üstelik daha önce hiç duymadığım, ne anlama geldiğini bilmediğim bir kelimenin, bu kadar acı taşıyabileceğini sanırım düşünemezdim.
Yazarken, aklımdan geçerken, telaffuz ederken, bir şekilde bahsederken hep aynı şiddetle hep aynı yeri yakıyor bir haftadır. Soluğumu kesiyor.
Sanırım bir kalbiniz varsa, bugünlerde hala yanmaması imkansız.
Şans eseri kurtulanların anlattıklarınım ve öldürülen işçilerin hikayelerinin her biri, insanı yerle bir edip baştan yaratacak güçte.
Çok şey söylemek mümkün. Ya da değil. Belki hayatımda ilk defa, dilime geliyor, çıkmıyor kelimeler içimden. Ekrana bakıp ah'layabiliyorum en fazla. Aldığım nefes yük. Ben nefes alabiliyorum ve bunu açıklayamıyorum, kendime yabancılaşıyorum.
Yalnız olmadığımı biliyorum ama. Kaç gündür rüyalarında hep yeraltında, karanlığı görenlerin olduğunu. Hissediyorum...
(Mevzu yalnızca o katliam olsaydı şu an bu kadarını da yazamazdım. Ama biraz önce yaşadığım çağrışım bambaşka. Bugün beni burda bir şeyler karalamaya iten, resmen şu an ofiste başka bir şey yapmama imkan vermeden, bunlardan bahsetmeye sürükleyen şey aşağıdaki fotoğraf. Bir dünya güzeli çocuk.
Ağlayamayan çocuklar var. Ben bütün çocukluğumu onlardan biri olarak geçirdim. İyi bilirim. Öyle başını eğersin, kenara çekilir susarsın üzülünce. Çokluk aldırmıyorsun sanılır. Utanırsın, başka türlüsünü kendine yakıştırmazsın çünkü. Böyle çocuklar büyür sonra, üzüldüğünde söyleyemez. Bir gayret söylemeye çalıştığında ise çok acemi olur, beceremez.
Onlar işte yakın olayım, rastlaşayım, uzun sofra muhabbetleri yapayım dediklerim onlar. Her yerde çook uzaktan da olsa hemen tanıdıklarım onlar. Neden bundan bahsettim? Asıl konudan kaçmak için olsa gerek. Çaresizlik diye bir şey var, öğrendik, öğretildik.)
Soma Maden Ocağı. Söylenenler, yapılanlar, madenci aileleri ve bizlere yaşatılanlar korkunç kere korkunç. Bunca rezillikle başedecek takatim yok. Dahası facebook, twitter, instagram, şura bura, bir yerlerde bir şeyler yazar öfkemi kusarsam rahatlayacağım, buna hiç niyetim yok. Rahatsızım, huzursuzum, öfke mi, keder mi bilemediğim bir alev topu içimde. Geçmesin. Yapılacak çok şey var...Çok.
Şu an yazdığım, yeryüzünde yazılan hiçbir şeyin önemi yok aslında. Sözün artık hükmü yok.
Yazarken, aklımdan geçerken, telaffuz ederken, bir şekilde bahsederken hep aynı şiddetle hep aynı yeri yakıyor bir haftadır. Soluğumu kesiyor.
Sanırım bir kalbiniz varsa, bugünlerde hala yanmaması imkansız.
Şans eseri kurtulanların anlattıklarınım ve öldürülen işçilerin hikayelerinin her biri, insanı yerle bir edip baştan yaratacak güçte.
Çok şey söylemek mümkün. Ya da değil. Belki hayatımda ilk defa, dilime geliyor, çıkmıyor kelimeler içimden. Ekrana bakıp ah'layabiliyorum en fazla. Aldığım nefes yük. Ben nefes alabiliyorum ve bunu açıklayamıyorum, kendime yabancılaşıyorum.
Yalnız olmadığımı biliyorum ama. Kaç gündür rüyalarında hep yeraltında, karanlığı görenlerin olduğunu. Hissediyorum...
(Mevzu yalnızca o katliam olsaydı şu an bu kadarını da yazamazdım. Ama biraz önce yaşadığım çağrışım bambaşka. Bugün beni burda bir şeyler karalamaya iten, resmen şu an ofiste başka bir şey yapmama imkan vermeden, bunlardan bahsetmeye sürükleyen şey aşağıdaki fotoğraf. Bir dünya güzeli çocuk.
Ağlayamayan çocuklar var. Ben bütün çocukluğumu onlardan biri olarak geçirdim. İyi bilirim. Öyle başını eğersin, kenara çekilir susarsın üzülünce. Çokluk aldırmıyorsun sanılır. Utanırsın, başka türlüsünü kendine yakıştırmazsın çünkü. Böyle çocuklar büyür sonra, üzüldüğünde söyleyemez. Bir gayret söylemeye çalıştığında ise çok acemi olur, beceremez.
Onlar işte yakın olayım, rastlaşayım, uzun sofra muhabbetleri yapayım dediklerim onlar. Her yerde çook uzaktan da olsa hemen tanıdıklarım onlar. Neden bundan bahsettim? Asıl konudan kaçmak için olsa gerek. Çaresizlik diye bir şey var, öğrendik, öğretildik.)
Soma Maden Ocağı. Söylenenler, yapılanlar, madenci aileleri ve bizlere yaşatılanlar korkunç kere korkunç. Bunca rezillikle başedecek takatim yok. Dahası facebook, twitter, instagram, şura bura, bir yerlerde bir şeyler yazar öfkemi kusarsam rahatlayacağım, buna hiç niyetim yok. Rahatsızım, huzursuzum, öfke mi, keder mi bilemediğim bir alev topu içimde. Geçmesin. Yapılacak çok şey var...Çok.
Şu an yazdığım, yeryüzünde yazılan hiçbir şeyin önemi yok aslında. Sözün artık hükmü yok.
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder