3 Eylül 2015 Perşembe

karaya vuran çocuk cesetlerinin hatırlattıkları

En kahredeni çocuklar belki ama savaş kadın, erkek, ve hayvan, bitki, ve dahi şimdiye kadar zeka, emekle yaratılmış insanlık hazinesi eserleri, yalnızca bugünü değil dünü, belleğimizi, yani yaşama dair her şeyi yok eder. Bütün bu kayıplar teker teker insan tarafımızı aynı ölçüde eksiltir.  Nerdeyse aralıksız süregelen bu vahşet tek bir fotoğrafa indirgenemez. Artık çocuk cesetleri görmesek, hatta bundan sonra hiçbir çocuk ve kadın ölmese bile bu, savaş denilen berbat oyunun korkunçluğunu zerre eksiltmez, çünkü erkekler de yaşamak için geldikleri bu dünyada birilerinin cebine daha fazla para girsin diye paramparça olmayı hak etmez.  

Ölenlere üzülürüz, biz biraz da halimize, aynı şeyin başımıza gelme ihtimaline üzülürüz fakat asıl geride kalanları nesiller boyu atlatamayacakları travmalar bekler. Bugün dünya berbat bir yerse bizim sayemizde. Ve bu şahane, bu harikulade gökyüzü altında eşit yaşayabilmek için hiçbir şey yapmayacaksak da konuşmak nafile.

Bazen yıldızlara, bir ağaca ya da akıp giden bir nehre bakarken sanki hiç kötülük yokmuş gibi hissediyorum. İnsandan uzaklaşıp doğanın büyüleyici kucağına yaklaştığımda endişeden sıyrılıyorum. Bunlar gözümün görebildikleri, koca evrende kim bilir kimler, neler var, ömür vefa eder de görebilirsek neler olur ne değişir acaba? Yoksa oralara da mı saldırır, hep bana diyen iç sesimizle hayatı tüketir, zehrederiz? Çok küçük ve önemsiziz aslında ve bunca hırsın içinde debelenirken hatırlamalıyız belki de: biz olmasak da dönecek dünya.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

neşvedâr

Hiç incinmemiş, geçmişi de incitilmemiş insanların neşesi vardı yüzünde. 

25 Temmuz 2015 Cumartesi

the skies are blue the days are long

Çocukken, hazırlık sınıfındayken yani, ilkokul yeni bitmiş ve ben o harika binası olan okulda İngilizce öğrenirken bize öğrettikleri bir şarkı vardı: "Have you ever been down to happy street/ The place where happy people meet/ the skies are blue the days are long/ you dance your way down to happy street" ( sanırım bir çocuk şarkısı bu, çünkü az önce google ettiysem de bulamadım)o

Neşeli müziğiyle teypten sınıfımıza öyle bir yayılır ve biz aylardır bambaşka bir kültürü öğrenme ve çoook uzak ülkelerin resimlerini görme enerjisiyle öyle hevesle dinlerdik ki, havada  sapsarı neşe bulutları dolaşır, üzerimize çiçekli yapraklı yağardı. Tabii ki şarkıya eşlik de ederdik, nihayetinde maksat ingilizce öğrenmek. The skies are blue the days are long derken hayal ettiğim o asude ülkeyi, insanların sokaklarda dans eder gibi yürüdüğü o caddeyi ben şimdi nerelerde bulsam.

Günlerdir mırıldandığım bu şarkı belli ki bir özlemin ifadesi. Bu ülke, bu nerden tutsan elinde kalacak ülke, üstelik sadece politikacıları, zabitleri ve zalim kurallarıyla değil, insanlarıyla da, evet paramparça olan 20 yaşında gençlerine acımayan insanlarıyla da çok yordu bizi. Oysa hayat tek, alacağın nefes sayılı.

Dilimizden düşürmediğimiz mücadele kavramını tekrar ve sancıyla düşünür oldum. Mücadeleye devam mı etmeliyiz sahiden? Mücadele aynı mı olmalı ya da? Birilerine karşı değil, kendi hayatlarımızı en şahane biçimiyle inşa etmek, hayatta kalmak ve yaşanacakları ertelememek için mücadele etsek. Ne olur yapsak? Hep şikayet ettiğin hayatını değiştirebilmek, ona sahip çıkabilmek de değil midir devrim? Artık kayıp vermeyelim, artık güzel insanlardan eksilmeyelim, o güneşli gülüşler yeryüzünden silinmesin dilerim.

Ve biz tek olan, biricik olan ömrümüzü bu karanlık vahşi adamların, kanun uygulayıcıların üzerimize kabus gibi çökmesine müsaade etmeden geçirelim. En azından ben silkelenmeliyim. Ve nasıl başaracağımı bilmesem de kaçmanın bir yolunu bulmalıyım. Uzaklara. Bir süre. İnsanların ömürlerini şarkılar söyleyerek geçirdikleri bir yerler olmalı mutlaka. Düşünsene kocaman bir bahçe, bembeyaz örtüsüyle alabildiğine uzun bir masa, ve yemyeşil ağaçlar altında, gülen gözlerle, çalınan müziğe eşlik ederken enfes yemekleri yiyenler, adeta Münir Özkul ve Adile Naşit ile Neşeli Günler!

Have you ever been down to happy street?

11 Temmuz 2015 Cumartesi

sadece şunu not düşmek isterim: buraya daha sık yazmak niyetindeyim.

ne dersin frances?